“Ankara katliamı engellenebilecekken engellenmemiş, planlanmış, yol verilmiş, engel olunmamış bir katliamdır. Bu sorumluluklara sahip bütün yetkililer yargılanmalıdır. Bu dava ancak böyle bitebilir.”

10 Ekim 2015 günü ülkenin dört bir yanından gelenler bir barış mitingi için Ankara’da buluşmuşlardı. On binlerce insan, sabahın daha ilk saatlerinde Ankara Garı’nda toplanmış, kortejlerini oluşturmaya başlamışlardı ki iki canlı bomba, miting alanında olan olmayan milyonlarca insanın yaşamını bir daha asla eskisi gibi olmayacak biçimde değiştirdi. Katliamın arkasından ölenlerle birlikte 103 kişinin hayatını kaybettiği, beş yüzden fazla yaralının olduğu, on binlerce insanın her bir anına tanıklık ettiği anlatması çok zor, izah edilmesi çok güç bir tablodan söz etmekteyiz.

10 Ekim 2015’in sonuçları, sadece katliamda ölenler ve yaralananlarla sınırlı değildi. 2015 yılı Haziran seçimlerinin intikamı alınmış, “kaos istiyorsunuz madem buyurun kaos” denilmiş, katliamın arkasından anketler yapılmış, kasım seçimlerine giden yol bu katliamla kurulmuştu. İşte 10 Ekim 2015 böylesi önemli bir yol ayrımı, böylesi ülke kaderini belirleyen bir gün…

Gerçekten de 10 Ekim 2015’den sonra ülke bir daha normal ya da normale yakın günler görmedi. Demokrasi ve insan haklarının, en temel hak ve hürriyetlerin yok edildiği, savaşın, şiddetin hayatımızın her alanına girdiği günleri yaşadık, yaşıyoruz. Bu nedenle 10 Ekim 2015 gününün her açıdan aydınlatılması, tüm sorumlulukların yerli yerine konulması memleket tarihi açısından olmazsa olmazdır. Memleketin yakın tarihi açısından pek çok şifrenin bu katliamda olduğunu söylemek çok abartılı bir yaklaşım olmaz kanaatindeyiz.

Soruşturma Süreci

Bu değerlendirmelerle yaklaşmış olduğumuz 10 Ekim Ankara Katliamı’nın soruşturma süreci tam bir faciadır. Hukukun her açıdan ayaklar altına alındığı bir süreç olarak özetleyebilmemiz mümkündür. Katliamın soruşturması tam sekiz ay kısıtlılık kararı altında devam etmiş, müşteki avukatları olarak savcının kapısına giderek bilgi almaya çalıştığımız bir süreç dayatılmıştır. Soruşturma bitip de iddianame ortaya çıktığında ise tablonun esas vahameti ortaya çıkmıştır. Hiçbir araştırma yapılmamış, IŞİD denen örgüte yönelik derinlemesine bir çalışma içerisine girilmemiş, katliamı planladığı söylenen Yunus DURMAZ’ın dijital materyallerinden yola çıkarak baştan savma bir iddianame hazırlanmıştır. Yıllardır Gaziantep’te büyük bir rahatlıkla faaliyet yürüten IŞİD’liler alt alta yazılmış ve “katliamı bunlar yaptı” diyerek dosya esasından uzaklaştırılarak aslında kapatılmaya çalışılmıştır.

Ne yazık ki soruşturmada hakikati bulmak yerine, siyasal talimatlar yerine getirilmeye çalışılmıştır. Soruşturma savcısının “Bilgi Notu” başlıklı yazısı bunun en somut örneğidir. Söz konusu not; katliamın ilk günlerinde “kokteyl terör” iddiası üzerinde çalışma yapıldığını söylemekte olup, bu konuda kim olduğu belli olmayan makama bilgi verilmektedir. Hakikati bulmakla yükümlü olan Cumhuriyet Savcıları ne yazık ki bir yalanı ispatlamak için uğraşmışlar, ancak netice alamamışlardır.

Katliamın hemen arkasından yapılması gereken hiçbir işi yapmayan bir Cumhuriyet Savcılığı söz konusudur. Ulusal ve uluslararası bütün norm ve kurallara aykırı yapılmış olay yeri inceleme ile başlayan, şüphelilerinin Ankara’dan çıkmasına engel olmayan, toplanması gereken delilleri toplamayan, katliamın Gaziantep’te örgütlendiği belli olmasına karşın, burada etkili operasyonlar ve yakalamalar yapmayan, sanıkların bağlantılıları ve ilişkilerini çözmeye çalışmayan, sanıkların yıllardır Gaziantep’te yargılandıkları onlarca dosyayı merak bile etmeyen bir soruşturma pratiğinden söz etmekteyiz.

Esasen Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün yürüttüğü bir soruşturma söz konusu olup, katliamın arkasından haklarında soruşturma açılan Ankara Emniyet Müdürlüğü polis müdürlerinin bizzat işlem yaptığı bir süreçten söz ettiğimizi de belirtmek isteriz. Öyle ki soruşturma sırasında ifade veren polis müdürleri “bu soruşturmayı biz yürütüyoruz zaten” demekten imtina etmemişlerdir.

Soruşturma süreci o kadar eksik yapılmıştır ki, davanın açılması ile Savcılığın yapmadığı pek çok iş ve işlem Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılmak durumunda kalınmış olup, halen ve halen çok sayıda eksik bulunmaktadır.

Sanıkları Dahi Çözmemiş İddianame… Sanıkları Ölen Dosya…

İddianame ile birlikte haklarında dava açılan toplam 36 sanık bulunmaktadır. İddianamenin tamamlanması ve davanın açılması aşamasında 15 sanık tutuklu, 4 sanık Savcılık tarafından serbest bırakılmış, geri kalanları da firari durumda idi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma sürecinde tutuklamaya gerek duymadığı dört sanık yargılama aşamasında tutuklandı. Yargılamanın geldiği aşama itibariyle dosyada tutuklu sanık sayısı 19’dur.  14 sanık için sevk maddeleri; Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Kasten Öldürme, Kasten Öldürmeye Teşebbüs etme iken (ki bu 14 sanıktan birisi Mehmet Kadir Cebael öldürülmüştür) geri kalan 22 sanık için silahlı terör örgütüne üye olmadan ibarettir.

Sanıkların tamamının katliam sorumluluğu ile yargılanmadığı bir tablodan söz etmekteyiz. Oysa sanıkların tamamı arasındaki ilişkiler, katliama bir şekilde dahil olduklarına ilişkin çok sayıda belge, kanıt, dosyaya tarafımızdan yargılama aşamasında bulunmuş, bunların tamamı Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulmuştur. Dolayısıyla sanıkların tamamının katliam sorumluluğu üzerinden ceza almaları için gösterdiğimiz bir çaba söz konusu olup, özellikle IŞİD dosyalarında sanıkların hızla tahliye edildiği düşünüldüğünde, her duruşma sanıklar konusunda özel hazırlıklar yaparak süreci götürmekteyiz.

Geri kalan 17 sanıktan biri Mehmet Kadir CEBAEL dava açıldıktan sonra ölmüş olup, dosyada firari durumda olan 16 sanık bulunmaktadır. Bu sanıkların haklarında kırmızı bülten çıkarılmış olmasına karşın yakalanamamaktadır. Ancak bu sanıkların çok büyük bir kısmı hakkında daha önceki yıllarda teknik, fiziki takipler, iletişim tespiti kararları olduğunu, hatta bazılarının tutuklanıp kısa sürelerde tahliye edildiğini biliyoruz. Hepsi hakkında özellikle Gaziantep merkezli çok sayıda soruşturma bulunmakta olup, şu an firari olmalarının en temel nedeni zamanında yakalanmamalarının tercih edilmiş olmasıdır.

Bu noktada Gazinantep’ten sanıklara ilişkin büyük çabalarla getirttiğimiz, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasına da girmiş olan dosyalar çok önemli veriler sunmaktadır. Gerçekten de dosyanın ölü ya da firari sanıkları – ki bunların katliamın planlayıcı olduğu Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından ifade edilmiştir- Gaziantep’te 2012 yılından itibaren haklarında yürütülen soruşturmalar kapsamında izlenmişler, takip edilmişler, telefonları dinlenmiş ancak gözaltına bile alınmamışlardır. Keza canlı bomba Yunus Emre ALAGÖZ hakkında bile iletişim tespiti kararları olduğunu öğrenmiş durumdayız.

Hatta ve hatta firari sanıklardan Nusret YILMAZ’ın yasal yollardan Gürcistan’a geçmek isterken yakalanıp Türkiye’ye iade edilmesine rağmen serbest bırakıldığı ortaya çıkmış durumdadır. Bu durum Adalet Bakanlığı tarafından resmi bir yazı ile Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne bildirilmiş olup, katliam sanıklarının bilerek ve istenerek yakalanmadığını bir kez daha görmüş bulunmaktayız.

Özetle bu dosyada firari olan olmayan, katliamı hazırlayan, planlayan, gerçekleştiren bütün sanıkların, daha önce devlet tarafından bilinen, izlenen, takip edilen ancak bilerek ve istenerek yakalanmayan kişiler olduğu hiçbir tartışmaya mahal vermeksizin ortadadır. Dolayısıyla sanıklar dahil dosyadaki her şey bizi bu katliamın gerçek sorumlularına götürmektedir.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında kendini öldürdüğü iddia edilen üç kişiden de söz etmek gerekir. Halil İbrahim DURGUN, Yunus DURMAZ ve Mehmet Kadir CEBAEL çeşitli tarihlerde Gaziantep’te yakalanmalarına yönelik operasyonlar sırasında ölü ele geçirildiler. Son derece şüpheli bir biçimlerde ölmüş olan bu kişilerin katliamın kilit isimleri olması ise çarpıcıdır. Halil İbrahim DURGUN ve Yunus DURMAZ’ın üzerlerinde bulunan bombaları patlattığı iddia edilmekte ise de Yunus DURMAZ’a ait otopsi, ölü muayene raporu gibi hiçbir belgenin ısrarlı taleplerimize rağmen halen gönderilmemiş olduğunu ifade etmeliyiz. Mehmet Kadir CEBAEL’in ise yakın mesafeden vurularak öldürülmüş olduğu gelen dosyalardan anlaşılmaktadır.

Yargılama Süreci …

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde davanın açılması ile yargılama süreci 7 Kasım 2016’da başladı. O süreçten bu yana geldiğimiz aşamada 8 grup duruşma yapıldı. İlk duruşmadan bu yana söylediğimiz; “bu iddianame ile değil, sadece maddi gerçekle bağlısınız”dır aslında. Ortada kocaman bir gerçek var. Her türlü delili, belgesi, yazışması, dosyası ile birlikte sunduğumuz deliller var. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi ne yazık ki ayrıntılarıyla izah ettiğimiz iddianameye bağlı bir yargılama pratiği sergiliyor ve yeni sunulan hiçbir delili esasa dair bir tartışmanın temeli yapmıyor. Sadece bu iddianame ile önümüze atılmış sanıklarla ilgilenme gayreti içerisinde bir yaklaşım, yargılamanın bütün aşamalarına sirayet etmiş durumda.

Oysa bu katliamın ve yargılamanın ana noktası, bu katliam nasıl gerçekleşti, engellenebilir miydi, kimler hangi sorumluluklarla bir katliamın içerisinde yer aldı? Kamuoyunun, yakınlarını yitirmiş ailelerin, yaralıların, biz müdahil vekillerinin cevabını öğrenmek istediği soru bu.

Bu sorunun cevabını ilk duruşmadan beri verdiğimizi belirtmek isteriz. Dosyaya sunduğumuz her bir belge, çeşitli yazışmalarla dosyaya delil olarak gelen her dosya bunu açıkça ortaya koyuyor. Aslında işin özeti şu; özellikle Gaziantep ve Adıyaman’da muazzam bir IŞİD örgütlenmesi söz konusu. El Kaide döneminden başlayan bu örgütlenme, hiçbir sıkıntı ile karşılaşmadan büyümüş ve güçlenmiş. Her türlü legal olanağı kullanmışlar, dernekler açmışlar, kermesler düzenlemişler, taziye çadırları kurmuşlar, militan örgütlemişler. Sınırları kontrol etmişler, kaçakçılık dahil her tülü sınır işi ondan sorulmuş, militanlar rahatlıkla getirilip götürülmüş, canlı bombalar geçirilmiş.

Devletin bütün resmi birimleri bu örgütlenmeden haberdardır. Soruşturmalar açılmış, izlenmişler, takip edilmişler ama gözaltına alınmamışlar. Sınırda İlhami BALI’nın iletişim tespiti kayıtları, tapeleri olmasına karşın, yeri de belli olmasına karşın yakalanmamıştır. Arada suçüstü durumunda yakalamak durumunda olduklarını, 5-6 ay gibi kısa bir süre içerisinde tahliye etmişlerdir. Duruşmada açıkça dosyasını ve belgeleri gösterdiğimiz üzere dosyamız firari sanıklarından Ahmet GÜNEŞ, üzerinden bir kişiyi infaz etmiş olduğuna dair görüntüler çıkmış olmasına karşın tahliye edilmiştir. Bugün bizim dosyamızın firari sanığı olması, neden tahliye edildi, tahliye edenin sorumluluğu ne olacak sorusu sormamıza neden olmaktadır.

Gaziantep’teki bu yapılanmaya eğer zamanında engel olunsa idi, nerede ne iş yaptığı belli olan sanıklar yakalanıp haklarında yasal işlemler hukuka uygun yürütülse idi, bugün ne 10 Ekim ne de IŞİD’in gerçekleştirdiği pek çok katliam yaşanmamış olacaktı. Bu durum bu kadar açık ve net iken, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi bu noktadaki sorumlular hakkındaki suç duyurusu taleplerimizi ısrarla reddetmektedir.

Öte yandan 10 Ekim katliamı onlarca yüzlerce istihbari bilgiye rağmen gerçekleşmiştir. Özellikle 2015 yılı temmuz ayında gerçekleşen Suruç katliamından sonra ülkenin her yerinden Ankara Emniyetine istihbari bilgiler gelmiş, miting gibi kalabalık yerlerde IŞİD eylemleri beklendiği 2015 yılı eylül ayında bildirilmiştir. Canlı bombacıların isimleri ve resimlerinin bile belli olduğu istihbaratlardan anlaşılmaktadır. Bu istihbaratlara rağmen Ankara’da mitinge dair hiçbir önlem alınmamış, hatta önlemler başka mitinglere göre zayıf tutulmuştur. Tertip komitesi bilgilendirilmemiş, mitinge gelecek yüzbinlerce insanın can güvenliği konusunda hiçbir tedbir alınmamıştır.

Dahası istihbaratlar esasen 10 Ekim katliamını kimlerin gerçekleştirebileceği konusunda bilgilerin olduğunu da göstermektedir. Bu sayede, katliamın hemen ardından Ankara Emniyet Müdürlüğü canlı bomba olabilecekleri Savcılığa bildirmiş, isimleri belli olan bu kişilerin ailelerinden kan örnekleri istemiş, kimliği tespit edilen canlı bomba Yunus Emre ALAGÖZ hemen tespit edilebilmiştir. Aynı durum birkaç gün içerisinde canlı bombaları Ankara’ya getiren iki aracı kimlerin kullandığının tespit edebilmiş olmasından da anlaşılmaktadır. Buna rağmen istihbarat müdürlerinin biz mitingde böyle bir saldırı olacağını öngöremedik demelerinin hiçbir anlamı bulunmamaktadır. Bütün belgelerden görüyoruz ki bilgilerin bulunmasına rağmen öncesinde önlemek için, canlı bombaların yakalanması için, Gaziantep yapılanmasının dağıtılması için hiçbir şey yapılmamıştır.

Biz çok açık bir şekilde diyoruz ki, Ankara katliamı engellenebilecekken engellenmemiş, planlanmış, yol verilmiş, engel olunmamış bir katliamdır. Bu sorumluluklara sahip bütün yetkililerin yargılanması gerektiği ve ancak böyle bu davanın bitebileceğini ısrarla söylemeye devam ediyoruz.

Halen Tek Bir Kamu Görevlisi Hakkında Dahi Devam Eden Bir Soruşturma Yok

Halen Ankara katliamına ilişkin tek bir kamu görevlisi hakkında devam etmekte olan bir soruşturma olmadığını belirtmek isteriz. Yargılama boyunca sunmuş olduğumuz onlarca yüzlerce belge, tanıklığa rağmen kamu görevlilerini yargılamamak konusunda büyük bir direnç söz konusudur.

Ankara 4. Ağır ceza Mahkemesi’nin 2017 yılı şubat ayında yapmış olduğu tek bir suç duyurusu olsa da, bu suç duyurusu büyük bir hızla işleme koymama kararı ile sonuçlandırılmış olup, katliamın başından bu yana bizlerin yaptığı suç duyuruları da aynı akıbetle karşılaşmıştır.

Geldiğimiz aşama; delil toplama ve delilleri değerlendirme aşamasıdır. Dosyada yapılan pek çok inceleme eksik ve yetersizdir. Bilirkişi raporları, HTS kayıtlarının incelenmesi bütün bunlar halen esasen tamamlanmamıştır. Sanıklar arasındaki bağlantılar konusunda dahi yeni deliller sunduğumuzu, bu konuda dahi dosyanın tamamlanmış olduğunu belirtmek isteriz. Öte yandan yukarıda ayrıntılarıyla izah ettiğimiz üzere katliama dair sorumluluğu bulunanların tamamı bu dosyada yer almamaktadır. En yukarından en aşağıya kadar kamu görevlileri bu dosyaya dahil edilmedikçe bu dosya maddi gerçeğe ulaşmak konusunda eksik kalacaktır.

Bir ceza yargılamasında somut olaya dair bütün deliller toplanmadan, toplanan deliller tartışılmadan, kovuşturma aşamasında sunulmuş yeni delillere göre işlemler yapılmadan dosyanın tamamlanması söz konusu olamaz. 10 Ekim Ankara katliamı dosyası tam da bu aşamada olmasına karşın 5 Nisan 2018 tarihli duruşmada savcılık makamı esas hakkında mütalaa hazırlayabileceğini belirtmiş, bunun için süre talep etmiştir.

Tamamlanmış, halen çok sayıda eksiği olan bu dosyada böylesi bir talepte bulunulabilmesini hukukun hiçbir yerine oturtabilmemize olanak bulunmamaktadır. Bunun tek açıklaması ülkenin en büyük katliamına ilişkin dosyayı bir an önce gerçeğe ulaşmadan kapatmaya çalışmaktır.

Ortada herkesin bildiği hakikat durur iken bunu tercih etmek, hukukun ayaklar altına alındığı bu ortamla, “bağımsız yargı” ile pek çok argümanla elbette tartışılabilir. Ancak bildiğimiz bütün bu “gerçek”lere rağmen, dosyanın bu aşamasında mütalaa verebilirim demek, hukukun bittiğini bir kez daha ilan etmek olacaktır. Hukuk bitti demekten çekinmiyor olabilirler, ancak biz de gerçek sorumluları işaret etmeye, buna ilişkin deliller sunmaya, ayrıca suç duyuruları yapmaya demeye devam edeceğiz.

Gelinen aşamada vermeye çalıştığımız bir hukuk mücadelesi, gerçek adalete tırnaklarımızla kazı kazıya ulaşma çabası. Biz uğraşmaktan, didinmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Biliyoruz ki bu mücadele sadece duruşma salonu ile sınırlı değil, yine biliyoruz ki mesele siyaseten kocaman bir yerde duruyor. O yüzden mücadeleye devam edeceğiz, dosyaya dair gerçekleri anlatmaya, taleplerde bulunmaya devam edeceğiz, ailelerle ve emek, demokrasi ve barış güçleri ile birlikte bu davayı asla ve asla bırakmayacağız.