Bu yazı 2010 İstanbul Barosu Genel Kurulu’nda İzzet Otru tarafından okundu. İlk kez “işçi avukat” kavramı kullanılarak avukatları tavır almaya ve örgütlenmeye çağırması açısından tarihi bir öneme sahip. Aynı genel kurulda “Avukatlar Sendikası Girişimi” broşürleri dağıtıldı ve işçi avukatlık üzerinden bir örgütlenme duyurusu yapıldı. Girişimin sembolü olarak da yazı kapağımızda yer alan keçi kullanıldı. Sonrasında işçi avukatlar kavramı daha sık kullanılmaya başlarken birkaç yıl sonra da TBB “Ücret Karşılığı Birlikte Çalışan Avukatlar” için yönetmelik ve tip sözleşme yayımladı. Her geçen gün artan avukatların işçileşmesi sorunu tartışmasına katkı sunması için bu önemli yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.

Sanayi alanına uygulanan kapitalizm kurallarının hizmet sektörüne uygulanmasının doğal sonuçlarını son yıllarda avukatlık mesleğinde görmemek mümkün mü? Büyük avukat  danışmanlık firmaları ve bu firmalarda çalışan çok sayıda avukat; parmak izi okutularak girilen, kamera ile görüntülenen çalışma alanları. En küçük iş parçasının, en küçük zaman aralığında yapılması için geliştirilen yeni iş yöntemleri. Tüm bu değişim ve dönüşüm karşısında da, bu sistemin devamını sağlayan “kariyer” umutları. Bir de üstüne, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı kavramı içine yerleşen “avukatlık”.

Avukatların çoğunluğu “bağımsız bürolarını” kuramayacak, sürdüremeyecek duruma düşmektedir. Bu durum, “emek güçlerini satarak” iş arayan avukatların sayısını günden güne fazlalaştırmaktadır. Büyük büroların sayıca azlığı karşısında, iş arayan avukat sayısının fazlalığının yarattığı “istersen”li dayatmacı çalışma koşullarına karşı, çalışan avukatın seçme şansının olduğunu söyleyebilmek mümkün müdür? Gün geçtikçe, avukatlar arasındaki uçurumun gittikçe büyüdüğünü görmek bile çok ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu anlamamıza yetmez mi?

Kendini imtiyazlı sayan, iyi maaşlar alıp, iyi hukuk bürolarında çalışan avukatlar için bir sorun olmadığını söylemek mümkün müdür? İşçilik, “emek gücünün” “emek pazarında” bir işverene/firmaya satılmasıyla ilgili bir konudur. Bir avukat olarak emek gücünüzü bir kere işverene sattınız mı, artık sizin “zihinsel yeteneğiniz/kapasiteniz” işvereninizin emrindedir. Üstelik bu tür uzman işçi avukatların mesai saati de yoktur. “İşiniz bitene” kadar çalışacaksınız; ama “İş, hiçbir zaman bitmez!” Neredeyse geç saatlere kadar bazen cumartesi pazar da çalışmak mecburidir. Zaten o yorucu ve yoğun çalışma sürecinde, işçi avukatın kendisi için özel bir zamanı kalsa da takati kalmaz

Bağımsızlık bir illizyon mu?

Tüm bu değişim ve dönüşüm aşamasında, soruyu genişleterek bir daha soralım: Hızla artan işçileşme, yoksullaşma ve sanayi sektörü çalışma biçimlerinin avukatlık mesleğine yerleştiği günümüzde, bu sorunlarla yüzleşmeden avukatın bağımsızlığından söz edebilmek mümkün müdür?

Davasını takip ettiği müvekkilin yüzünü bile görmeden davalara giren, ne kadar çok iş o kadar fazla maaş çalışma sistemleri içerisinde hızlı sonuçlar için her türlü yolu deneyen, dava seçme şansı olmadan işveren avukatın aldığı her türlü davayı takip etmek zorunda kalan, geleceği işveren avukatın iki dudağı arasına sıkışan ve sosyal hiç bir güvenceye sahip olamayan avukatlar için “bağımısızlık” tan söz edebilmek ne kadar mümkündür? Peki, bu şekilde çalışanların sayısının %60’ları geçtiği günümüzde, mesleğin bağımsızlığından bahsedebilmek ne kadar mümkün dür?

Avukatın işçileşmesi ve yoksullaşmasını, buna mağruz kalanların sorunu şeklinde düşünmek en temel yanlışlarımızdan biridir. Hukuk fakültesini bitiren bir kişinin, ekonomik ve sosyal güvencesizlikler nedeniyle büyük hukuk firmalarında işçi olarak çalışmayı seçme zorunluluğu; para getirisi, görece çok daha az olan fakat toplumsal adalet için önemi bulunan alanlara avukatların neredeyse hiç müdahil olmamasını beraberinde getirecektir. Bu durum; zaten pahalı olması nedeniyle adalet hizmetlerine ulaşamayan çok sayıda insanı, adalet hizmetinin tek kutuplu kullanımı nedeniyle bir kez daha mağdur etmeyecek midir?.

Avukatın bir tüccar gibi vergilendirilmesi, dosyaların dağılımının gün geçtikçe toplu bir şekle dönüşmesi, siyasi nüfüs ve de kalabalık büroların toplu dosya dağılımlarında temel etken konumuna gelmesi; CMK ve adli yardım hizmetlerinin avukat aleyhine ekonomik bir pozisyona dönüşmesi, avukatın tüm sosyal güvencelerini hiç bir destek olmadan tek başına karşılamak zorunda kalması, ödenemeyen aidatlar, ssk borçları… Tüm bunlar bağımsız hukuk bürolarının yaşama şansını ortadan kaldırırken, büyük hukuk şirketlerini ise işsizleşilen bu piyasadan beslenen tekellere dönüştürmekte ve 2 çeşit avukat profilini gün yüzüne çıkarmaktadır; tacirleşmiş işveren avukat ve vasıfsızlaşmış işçi avukat.

Neler yapmalı?

İlk olarak, “Bağımlı/Bağlı Avukat” gibi kimseyi rahatsız etmeyen; sömürüyü,  kepazeliği gizleyen “kibar” bir tanımı bir kenara bırakalım. Bu işin adını koyalım: işçi avukat.

İşçi avukatların, çalışma şartları nedeniyle baro ve avukat gruplarında çalışma yapabilmesi, sorunlarını dile getirmesi önünde fiziki engeller bulunmaktadır. Bu durum, hem grupların hem de baronun bu soruna karşı duyarsız kalmasına neden olmaktadır. İşçi olmaktan kaynaklanan bu fiziki engelleri, temel gündemi işçileşmeye ve yoksullaşmaya karşı durmak olan, iktidar olmak için dengeler gözetmek zorunda kalmayacak yeni bir örgütlenme ile çözmek gerekmektedir. Bunun adresi Avukatlar Sendikasıdır.

Büyük hukuk bürolarında, takip elamanı ve sekreter vb. çalışanların sendikalarda iş kolu üzerinden örgütlenmeleri sağlanmalıdır. Mesleksel alanda yaşanan çürüme, yalnızca avukatların örgütlülüğü ile mümkün değildir.

Avukatlık kanunu 12/c maddesine göre çalışan işçi avukatlar ile işveren avukatlar arasındaki ilişkiyi, Baronun düzenleyeceği TİP sözleşmelerle bir standarta bağlamak zorunludur. TİP sözleşmelere uymamanın bir disiplin ve meslek kuralı haline getirilmesi için Barolar Birliği’den gerekli girişimlerde bulunulması ve mevzuatın bu doğrultuda yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Maliye bakanlığı vergi oranları, SGK pirimleri, ulaşım hizmetleri, sosyal hizmet alanları… vb. diğer alanlarda düzenlemeler yaparak, işçileşmeyi bir zorunluluk olmaktan çıkaracak ve  işçi avukat çalıştırmayan hukuk bürolarına yaşam şansı verecek sosyal ve ekonomik önlemleri tartışmaya başlamalı, bu konuda gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için barolara ortak bir muhalefet oluşturulmalıdır.

Adaleti pahalı bir hizmet olmaktan çıkaracak çözüm önerilerini; daha fazla sayıda insanın avukata ulaşmasını sağlayacak adli yardım, cmk, avukatlık sigortası vb. sistemleri; avukatı tacirleşmeye iten müvekkili ile arasındaki para alışverişine dair farklı çözüm öneri ve sistemleri tartışılmaya başlanmalıdır. Bu konularda farklı ülkelerdeki uygulamalara da bakarak; daha fazla insanın, daha etkin bir avukat hizmetinden faydalanmasını sağlayacak ve de avukatlık mesleğinin işçileşmek zorunda bırakılmadan yürütülmesini mümkün kılacak öneri ve sistemleri oluşturmak gerekmektedir.

Bankalar vb. toplu dosyalar dağıtan büyük sermaye gruplarının, avukatlar üzerinde kurduğu hegomonik güç, avukatları “tacir”leşmeye ve yanında çalıştırdığı işçi avukatları ve takip elamanlarını daha fazla sömürmeye itmektedir. Avukat ile büyük sermaye şirketleri arasındaki adil olmayan bu ilişkiyi, tip sözleşme vb. yöntemlerle bir standarta bağlamak gerekmektedir.

Staj döneminin,  karşılıksız burslar ve etkin bir eğitim dönemi ile geçirilmesi için gerekli önlemler alınmalı; staj bitiminde mesleğe yeni başlayanların büyük hukuk bürolarının belirlediği uzmanlık alanları dışında işçileşmeden, diğer toplumsal alanlara ilişkin çalışma yürütebileceği bağımsız bürolar açmalarını teşvik edici ve ekonomik olarak destekleyici çözüm önerileri oluşturulmalıdır…

Baro genel kurulllarında, yönetime aday olan avukatlardan; yanında çalıştırdığı işçi avukatı sömüren, baronun hazırladığı tip sözleşmeleri imzalamayan, takip elamanları ve sekreterlerinin sendikal örgütlenme hakkını engelleyenlere oy verilmemesi için çalışmalar yapılmalıdır…

İşte yukarıda saydığım tüm bu önerileri tartışabilmek, çözüm önerileri üretebilmek, işçileşmeye karşı durabilmek, sömürü karşısında işçi avukatların güçsüzlüğünü giderebilmek ve en önemlisi topluma adil, etkin, ucuz, sürekli ve çabuk bir adalet hizmeti sağlayabilmek için Avukatlar Sendikasına ihtiyacımız var.