Bir Avukatı Tutuklamak, Savunmayı Susturmaya Yeter mi? Av. Mehmet Pehlivan’ın Duruşmaya SEGBİS ile Bağlanması Ara Kararından Rücu Edilmesinin Hukuki Analizi*
Özet
12 Eylül 2025’te Silivri Cezaevi Duruşma Salonu’nda görülen “Ekrem İmamoğlu’nun Diploma Davası” olarak bilinen davanın duruşması (İstanbul 59. Asliye Ceza, 2025/381 E.) yargı tarihinde eşi görülmemiş bir sahneye dönüşmüştü.
Mahkeme, duruşmanın ortasında avukatlık faaliyetleri suçlama konusu yapılarak müvekkili Ekrem İmamoğlu ile aynı dosyadan tutuklanan Av. Mehmet Pehlivan’ın duruşmaya Cezaevinden SEGBİS yolu ile müdafi olarak katılma talebini, Avukatlık Kanunu’nun 1, 2 ve 153. maddeleri kapsamında engel olmadığını gerekçe göstererek kabul etmişti.
Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan duruşmaya bağlanan Av. Pehlivan, “cübbesiz, müvekkiliyle görüşemeden ve kendisine hazırlık olanağı tanınmadan savunma yapmasının mümkün olmadığını” ifade etmiş ve bir sonraki celse duruşmaya fiziken katılımının sağlanmasını istemişti.
Gerçekten de, Av. Mehmet Pehlivan’a müdafi olarak duruşmaya katılma talebinin kabul edildiği daha önce bildirilmiş değildi. Tutuklandığı 19 Haziran 2025 tarihinden beri bulunduğu cezaevindeki o SEGBİS odasına daha önce hep kendi tutukluluk incelemesi için gitmişti. Hatta ne büyük tesadüftür ki Av. Mehmet Pehlivan’ın, müdafi olarak duruşmaya katılmak üzere gittiği o SEGBİS odasında aynı gün kendisinin üçüncü ay tutukluluk incelemesi de yapılmıştı.
Mahkeme o gün “Av. Mehmet Pehlivan’ın gelecek oturumda da tutuklu olarak bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu tarafından SEGBİS yoluyla hazır edilmesi ve savunma olanağı tanınmasına” karar vermişti. Salondaki herkes Mahkemenin bu cesur ve hukuka uygun tavrına şaşırmıştı, hatta Hakimin başına bir şey gelmesinden endişe edenlerin sayısı hiç de az sayılmazdı.
Ancak duruşma savcısının ara kararından üç hafta sonra yaptığı itirazı üzerine, Mahkeme 14 Ekim 2025 tarihinde önceki ara kararından rücu etti; Av. Pehlivan’ın bir sonraki celsede SEGBİS’le dahi olsa duruşmaya müdafi olarak katılamayacağına karar verdi.
Mahkemenin Av. Mehmet Pehlivan’ın duruşmaya SEGBİS ile müdafi olarak katılması yönündeki ara kararından rücu etmesi, Avukatlık Kanunu’nun 42. maddesinin ceza yargılamasında uygulanabilirliğini gündeme getirmiştir.
Mahkeme Av. Pehlivan’ın “geçici olarak iş yapamaz durumda” olduğu gerekçesiyle müvekkilinin rızası hilafına savunmayı sınırlamıştır. Ancak bu yaklaşım, maddenin koruma amacına, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun lex specialis niteliğine ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan savunma hakkına açıkça aykırıdır.
Bu yazıda, söz konusu kararın adil yargılanma hakkı, savunma hakkı, avukatın bağımsızlığı ve avukatın çalışma hakkı bakımından doğurduğu sakıncalar incelenmektedir.
1-Duruşmanın Anatomisi
12 Eylül 2025 günü Silivri Cezaevi Duruşma Salonu, yalnızca bir yargılama mekânı değil; savunma hakkının sınandığı bir sahneydi adeta.
Duruşmanın Mahkemenin bulunduğu Çağlayan Adliyesi yerine olağanüstü koşullarda Silivri Cezaevi’nde yapılıyor olması, izleyicilerin duruşmayı izlemek için salona akın etmesini engelleyememişti.
Duruşma esnasında mahkeme, sürpriz bir şekilde Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu müdafii Av. Mehmet Pehlivan’ın SEGBİS ile katılma talebini kabul etti.
Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden duruşmaya bağlanan ve beyaz gömleği ile ekranda yerini alan Av. Pehlivan, cübbesiz, müvekkiliyle görüşememiş ve hazırlık imkânı tanınmamış olduğu koşullarda “bu şartlarda savunmayı reddediyorum; bir sonraki celsede salonda fiziken bulunmak istiyorum” dedi.
Av. Mehmet Pehlivan ekranda göründüğü esnada duruşma salonunda “Savunma susmadı, susmayacak!” seslerinin yükselmesi günün en ikonik anıydı; savunma, müvekkili ile özdeşleştirilerek tutuklansa da susmuyordu.
Aynı gün verilen ara kararla bir sonraki celse de Av. Pehlivan’ın SEGBİS’le hazır edilmesi benimsenmişti.
Salondaki avukatların bazıları Hakimin nereye sürüleceğine ilişkin tahminlerini paylaşıyor (Mahkeme Hakimi 27.11.2025 tarihli HSK Kararnamesi ile Kahramanmaraş Hakimi olarak atanmıştır. Bu kararın doğal yargıç ilkesi bağlamında Ekrem İmamoğlu’nun adil yargılanma hakkını ihlal etmesi ayrı bir yazının konusudur.), kimileri ise Hakimin bu kadar usule uygun davranmasının, verilecek muhtemel bir hukuka aykırı mahkumiyet kararının habercisi olduğunu ifade ediyordu.
Duruşma savcısının itirazı üzerine 14 Ekim 2025 tarihinde aşağıda detayları sunulacağı üzere ara karardan rücu edildi ve Av. Pehlivan’ın SEGBİS’le duruşmaya katılması engellenmiş oldu.
2-Avukatlık Kanunu m.42’nin Hatalı Yorumlanması
Mahkemenin ara kararından rücu gerekçesi olarak bildirdiği “Bir avukatın geçici olarak görevlendirilmesi” Başlıklı Avukatlık Kanunu m.42 düzenlemesine bir göz atalım:
“Madde 42 – Bir avukatın ölümü veya meslekten yahut işten çıkarılması veya işten yasaklanması yahut geçici olarak iş yapamaz duruma gelmesi hallerinde, avukatın kayıtlı olduğu baro başkanı, ilgililerin yazılı istemi üzerine veya iş sahiplerinin yazılı muvafakatini almak şartiyle, işleri geçici olarak takip etmek ve yürütmek için kendi barosuna kayıtlı bir avukatı görevlendirir ve dosyaları kendisine devir ve teslim eder. Ayrıca durumu mahkemelere ve gerekli göreceği yerlere bildirir. Bu hükümler avukatlık ortaklığı hakkında da kıyasen uygulanır.
Yukarıki fıkrada yazılı işlere ait kanuni süreler, dosyaların devir ve teslimine kadar işlemez. Şu kadar ki, bu süre üç ayı geçemez.
Kendisine görev verilen avukat haklı sebepler göstererek bunu reddedebilir.
Ret sebeplerinin yerinde olup olmadığına baro yönetim kurulu karar verir.
Vekalet görevi, temsil edilen avukatın talimatına bağlı olmaksızın, bu görevi yapan avukatın sorumluluğu altında yürür. Yapılan işlerin ücretini, kendisine vekalet olunan avukat öder. Anlaşmazlık halinde ücretin miktarı baro yönetim kurulu tarafından belirtilir.”
Madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere Avukatlık Kanunu m.42, ölüm/meslekten çıkarma/işten yasaklanma/geçici iş yapamazlık hâlinde, baro başkanının ilgililerin yazılı istemi üzerine geçici avukat görevlendirebilmesini düzenleyen koruma normudur. Amacı, müvekkilin savunmasız kalmamasını sağlamaktır; kişinin seçtiği müdafiini devre dışı bırakmak değildir.
Bundan şu sonuçlar doğar:
- Avukatlık Kanunu m.42 savunma hakkını daraltmaz, aksine savunma hakkının sürdürülebilirliğini güvence altına alır.
- Uygulama yazılı isteme bağlıdır; re’sen işletilemez.
- Ceza yargısında sanığın açık iradesi varken, 42. maddeye dayanarak müdafinin katılımını engellemek, normun amacını tersyüz eder.
Somut olayda müvekkil Ekrem İmamoğlu’nun böyle bir istemi bulunmadığı gibi, duruşmada zapta geçen talebi bilakis seçilmiş müdafiin bizzat katılımı yönündedir.
Buna karşılık Mahkemenin Av. K. m.42’de yer alan “bir avukatın geçici olarak iş yapamaz duruma gelmesi halinde ilgililerin yazılı istemi veya iş sahiplerinin yazılı muvafakatini almak kaydı ile Baro tarafından avukat görevlendirmesi” düzenlemesini ara karardan rücu gerekçesi haline getirmesi açıkça hukuka aykırıdır.
Avukatın bağımsızlığı gereği; Avukatın faaliyetinin icra biçimine dair değerlendirmeyi belirli sınırlar ölçüsünde yalnızca Barosu, kendisi veya müvekkili yapılabilir. Baro levhasına kayıtlı bir avukatın hangi koşullarda işten yasaklanacağı Avukatlık Kanunu m.153’te açıkça yer almaktadır. Yasaklı olmayan bir avukatın duruşmaya katılmasını engelleyen Mahkemenin ara kararı avukat-müvekkil ilişkisine ölçüsüz bir müdahale anlamını taşımaktadır.
3-Ceza Muhakemesinde Lex Specialis İlkesi
Müdafilik, ceza yargısında sanığın kişisel savunma hakkının uzantısıdır. Bu nedenle öncelikli hükümler CMK m.147 (ifade/sorgunun tarzı), m.149 (müdafi seçme ve görüşme hakkı) ve m.156’dır (gerektiğinde müdafi atanması). Av. K. m.42, ceza muhakemesi bakımından genel nitelikte kalır; lex specialis olan CMK hükümlerini daraltacak biçimde uygulanamaz.
Görüldüğü üzere bu içtihatlar, özel hukuk/usulî hak kaybı bağlamındadır; ceza muhakemesinde müdafi seçme ve böylelikle savunma hakkını daraltmaz. Bu nedenle m.42’ye dayanılarak müdafi katılımının engellenmesi, CMK’nın özel rejimi karşısında genel normla daraltma anlamına gelir.
Mahkemenin gerekçesinde anılan Danıştay ve Yargıtay kararlarının çerçevesi de aşağıda yer verildiği üzere Ceza Muhakemesine ilişkin değildir.
- Danıştay 5. D., 21.02.2022, 2022/534 E., 2022/618 K.: Tutuklanan avukat nedeniyle usulî hak kaybı (tebliğ/süre) oluşmaması için m.42 işletilmelidir.
- Yargıtay 3. HD, 11.11.2020, 2020/776 E., 2020/6403 K.: Tutuklu avukatın geçici iş yapamazlığı usulî işlemlerde tarafın hak kaybına yol açmamalıdır.
Bu sebeple de karardaki savunma hakkını kısıtlayan değerlendirmeye iştirak etmek mümkün değildir.
4-Yüz Yüzelik İlkesi, Avukatın Cübbesi ve Bağımsızlık Meselesi
Adil yargılanma yalnızca “bağlantı kurmak” değildir; aynı zamanda görüşme, hazırlık, yüz yüzelik, belgeye erişim ve mesleğin vakarına uygun temsil koşullarının sağlanmasıdır. Cübbe, avukatın kişisel aksesuarı değil, yargının kurucu unsuru olan savunmanın görünür simgesidir. Cübbesiz, hazırlıksız, belgelerden yoksun bir SEGBİS katılımı şeklen katılım sayılsa da özde etkin savunma değildir.
SEGBİS’in “yüz yüzelik açısından yetersizliğini” tespit eden Mahkemenin, Av. Mehmet Pehlivan’ın “bu şartlarda savunma yapmayı reddediyorum.” beyanını fiziken hazır edilme talebini kuvvetlendiren bir veri olarak ele almak yerine, SEGBİS imkanının geri alınmasına gerekçe yapması, savunma hakkını nasıl tahayyül ettiğini ortaya koymuştur. Savunma hakkı Mahkemelerin keyfi kararlarına bağlı olarak daraltılabilecek bir hak değildir.
Bu konuyu şöyle örneklendirebiliriz;
Yine bu yazının konusunu teşkil eden davanın 20 Ekim 2025 tarihli bir sonraki duruşmasının öncesinde, “Duruşma salonuna giriş esnasındaki fiziki engellemeler” gerekçe gösterilerek müdafilerin duruşmaya girmeme kararı alması, mahkemenin bir sonraki celsede bu avukatları kapıdan çevirmesini meşru kılmaz. Mahkeme avukata kapıyı kapatamaz.
Av. Mehmet Pehlivan’ın mesleki faaliyetleri kapsamında tutuklanmasını talep eden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Av. Mehmet Pehlivan’ın SEGBİS ile hazır edilmesine dair karara itirazını kabul eden ve ara kararından rücu eden Mahkemenin gerekçesinde “… tutuklu bulunmasının ve mesleğinin vakar ve bağımsızlığına uygun olarak mesleki kisvesi olan avukatlık cübbesi ile hazır bulunamamasının da Avukatlık Kanunu’nun 1. Maddesinde belirtildiği şekilde “bağımsız savunmayı serbestçe temsil etme olgusu ile bağdaşmayacağı” şeklinde avukat bağımsızlığına vurgu yapmasını da isabetsiz bulduğumu ifade etmeden geçemeyeceğim. Kaldı ki Av. Mehmet Pehlivan’ın duruşmaya cübbesiz katılması kendisine önceden bildirim yapılmaması nedeniyle vuku bulmuştu. Mahkeme ara kararından dönmeseydi 20 Ekim’deki duruşmada bu sorun yaşanmayacak ve Av. Mehmet Pehlivan, SEGBİS odasından da olsa Tekirdağ Barosu’nun tedarik ettiği cübbesiyle duruşmaya katılacaktı.
Sonuç olarak, Avukatın bağımsızlığının savunma hakkının kısıtlanmasına gerekçe yapılması da elbet hukuk tarihinde hak ettiği yerini alacaktır.
5-İhlal Edilen Hak ve Özgürlükler
Mahkemenin Avukatlık Kanunu m.42 düzenlemesini gerekçe gösterek “Tutukluluğu iş yapamazlık ile eşitleyen” varsayımı, yetki aşımıdır. Tutukluluk, kendi başına hukukî bir yasak doğurmaz; olsa olsa fiilî güçlük yaratır. Hukukî yasak (işten yasaklama/meslekten çıkarma) ancak kanunda öngörülen usulle ve yetkili merciler tarafından verilebilir.
Yukarıdaki açıklamamızı tekrarla; Avukatın faaliyetinin icra biçimine dair değerlendirmeyi belirli sınırlar ölçüsünde yalnızca Barosu, kendisi veya müvekkili yapılabilir.
Bu bağlamda, Av. Mehmet Pehlivan’ın mesleki faaliyetinin engellenmesi, hem müvekkilin savunma hakkını hem de avukatın çalışma özgürlüğünü (Anayasa m.48) ihlal etmektedir.
Nitekim Mahkeme, aynı ara kararında Av. Mehmet Pehlivan’ın UYAP’taki müdafi kaydının açık tutulmasına karar vererek, onun hâlen dosyada müdafi olduğunu kabul etmektedir. Peki, duruşmalara kabul edilmeyen bir müdafi müvekkiline karşı Avukatlık Kanunu’ndan doğan görevlerini nasıl ifa edecektir? Karar, bu yönüyle iç tutarlılık sorunu da taşımaktadır.
Bu hususta hukuki ve fiili imkanın mevcudiyetine ilişkin olarak; Adalet Bakanlığı’nın “sanık müdafiine SEGBİS’le bağlanılmasına dair taleplerin yerine getirilmesine bir engel olmadığına dair” görüşünü[1]ve “Sanık müvekkili ile birlikte avukatın tutukevinden duruşmaya katılmasını savunma hakkının içinde gören”[2] Yargıtay kararını da hatırlatmak gerekir.
Ayrıca, Mahkemenin yasaklı olmayan bir avukatı elverişli imkanlara rağmen duruşmalara kabul etmemesi halinde, avukatın ücret hakkı başta olmak üzere mahrum kaldığı bütün zararlarından Devletin sorumluluğuna gidilebileceği ve akabinde yasal sınırlar içinde ilgili hakime rücu edilmesinin mümkün olabileceği de unutulmamalıdır.
6-Sonuç
Avukatlık Kanunu’nun 42. maddesi, müvekkilin savunma hakkını korumak için var olduğu hâlde, hatalı yorumla müvekkilin rızası hilafına savunmanın kendisine yönelmiş bir silaha dönüştürülmüş bulunmaktadır.
Adil yargılanmanın temini açısından, Mahkemenin savunma hakkını gözeten çizgiye dönmesi en doğru yol olacaktır. Aksi halin yargılamayı tek başına hukuksuz hale getireceği kuşkusuzdur.
Avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilerek tutuklanmadıkları günlerin umudu ve değerli meslektaşım Av. Mehmet Pehlivan ile dayanışma duygularımla.
Savunma susmadı, susmayacak!
————————————-
* İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi, yazıda ele alınan önceki duruşmalarıyla, artık pek çok ceza mahkemesi salonunda rastlama imkanı olmayan “delil tartışması” safhasının ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Av. Mehmet Pehlivan’ın müdafi olarak SEGBİS’le duruşmaya katılmasının sağlanması da aslında bu konunun tartışılmasını ve bu yazının yazılmasını sağlayan olumlu bir işlem olarak hukuk tarihimizde yerini aldı. Mahkemenin dosyadaki diğer yazı ve işlemlerine bakıldığında da dosyasına sahip çıkan, dosyaya müdahale etmeye çalışanlara karşı koyan bir yargıç görüyoruz. Son HSK kararnamesine bakılınca yargıç Ali Doğan’ın bu mahkemeden alınarak Kahramanmaraş’a atanmasının arkasında bu doğru yargıçlık faaliyetinin cezalandırıldığı anlaşılıyor. Bu yazıdaki eleştirilerin ancak takdir edilmesi gereken bir yargıçlık duruşunu gölgelememesini umarım.
[1] (Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü’nün 22.05.2025 tarihli E-13775721-719-339/7260 sayılı yazısı)
[2] Yargıtay 16. Ceza Dairesi 30.04.2020 T. 2020/555 E. 2020/2050 K.





















































