Umut Hakkının Gündeme Gelişi
“Özgürlüğü umut etme hakkı”nı, Demokrat Haber’deki köşemde sık sık yazdım. Ancak bu hakkın geniş anlamda gündeme gelmesi, Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan hakkında yaptığı açıklamalarla oldu.
İnsan doğasının en temel gereksinimi özgürlüktür. Özgürlük, bireyin herhangi bir baskı ve keyfî denetim olmaksızın, kendi iradesiyle yaşayabilmesidir. Özgürlüğü umut etme hakkı ise, suç ve ceza ne olursa olsun, kişinin bir gün özgürlüğüne kavuşma ihtimalinin bulunduğunu bilme hakkıdır. Bu hak, en temel insan hakları arasında yer alır.
Anayasa Mahkemeleri ve AİHM Kararları
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Alman Federal Anayasa Mahkemesi ve İtalyan Anayasa Mahkemesi kararlarında bu hakkın önemi açıkça vurgulanmıştır.
Örneğin AİHM, Vinter ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararında, umut hakkının bulunmamasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinde düzenlenen işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağının ihlali olarak değerlendirmiştir.
Aynı vurgu, AİHM’in 2014 yılında verdiği Öcalan/Türkiye kararında da yer almıştır. Ayrıca Kafkaris/Kıbrıs, Harkins ve Edwards/Birleşik Krallık ve Ahmad ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararlarında da özgürlüğü umut etme hakkının gerekliliğine işaret edilmiştir. Mahkeme, bu hakkın yokluğunu infazın amacıyla bağdaşmaz bulmuştur.
AİHM içtihadında, verilen müebbet hapis cezasının en geç 25 yıl sonra gözden geçirilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Uluslararası Sözleşmeler ve Mandela Kuralları
Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 3. fıkrasında, cezanın amacının mahkûmun iyileştirilmesi ve topluma kazandırılması olduğu vurgulanmaktadır.
Ayrıca 2015 yılından itibaren “Mandela Kuralları” olarak anılan BM Mahpuslara Muameleye Dair Asgari Standart Kuralları, infaz rejimine ilişkin temel standartları belirlemiştir. Bu kurallar, cezaevi koşullarına karşı verdiği mücadele nedeniyle Nelson Mandela’nın adıyla anılmaktadır.
Kurallara göre:
- İnfaz insan onuruna saygılı olmalıdır.
- Ayrımcılık yapılamaz; suçun niteliği ne olursa olsun infazda eşitlik esastır.
- Mahpus yaşamı ile özgür yaşam arasındaki fark asgari düzeyde tutulmalıdır.
- Süresiz hücre hapsi ve 15 günü aşan hücre cezası yasaktır.
- Disiplin cezaları aile ve avukat görüşünü engelleyemez.
- Mahpuslar mümkün olduğunca ailelerine yakın cezaevlerinde tutulmalıdır.
Avrupa’daki Uygulamalar
Norveç, İspanya, Portekiz, Sırbistan ve Bosna Hersek müebbet hapis cezasını mevzuatlarından kaldırmış ülkelerdir. Özellikle Portekiz, bu cezayı 1884 yılında yürürlükten kaldırmıştır.
Türkiye’de Hukuki Durum
Yürürlükteki infaz kanununun 2. maddesinde infazda ayrımcılık yasağı düzenlenmiştir. Buna rağmen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infaz rejimi, hem iç hukukta yer alan eşitlik ilkesine hem de yukarıda belirtilen uluslararası standartlara aykırılık tartışmalarını gündeme getirmektedir.
Mevzuatta, devletin güvenliğine, anayasal düzene ve millî güvenliğe karşı işlenen suçlarda şartlı salıverme yasağı bulunmaktadır. Oysa umut hakkının gereği, herkes için belirli bir süre sonunda gözden geçirme imkânının tanınmasıdır.
Adalet Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 4.000 civarında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış hükümlü bulunmaktadır.
Sonuç: Özgürlükçü Yaklaşımın Gerekliliği
Cezacı zihniyetle, özellikle ağırlaştırılmış cezaları mutlaklaştıran bir anlayışla toplumsal sorunlar çözülemez. Sorunların çözümü, özgürlükçü ve insan onurunu esas alan yaklaşımlarla mümkündür.
AİHM’in Öcalan kararına uyulması, hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Ancak mesele yalnızca bir kişiye indirgenmemeli; tüm ağırlaştırılmış müebbet hükümlüler için umut hakkını güvence altına alacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Ceza yasası; onur kırıcı, insanlık dışı ve aşağılayıcı sonuçlar doğuran uygulamalardan arındırılmalıdır. Umut hakkı, adalet anlayışının en temel göstergelerinden biridir.





















































