‘Tansiyon’, atardamarlar içindeki kanın basıncı, düşüğü de yükseği de problem.  ‘Adalet’, toplum sözleşmesinin yaşam kaynağı, herkese göre farklı bir tanımı var. “Hukuk”, devlet olmanın esaslı şartı aksi durum gücüne dayanarak hükmetme biçimi, yani bir anlamda mafya hikayesi. “Demokrasi”, hukuka gönüllü sahip çıkmanın en güzel formülü, tersi baskı ve çoğunluk, yani faşizm. “Cumhuriyet”, egemenliğin bize ait olması ve seçimler aracılığıyla kullanılması, “özgürlük” ve “demokrasi” ön ekleri olmadan kullanıldığında ise sanal bir gerçeklik.

Bu kavramlar, “Terazinin Tansiyonu” başlıklı yeni dizimizin kerterizleri, yani yolumuza kaybettiğimizde bakacağımız yıldızlar. Bu diziyi kimi zaman yazılı, kimi zaman sesli kimi zaman da görüntülü, karanfili elden ele uzatarak, yıl sonuna kadar devam ettirmeye çalışacağız.

Hem memleketin, hem ötesinin tansiyon verilerini özetlemek bizden. Hız ve güncellik koşturması yok, takip edeceğimiz usul “yavaşlık” ve geriye dönüp bakmak. Olmayana dair analizler başka yazıların konusu olsun, biz bu yazı dizisinde olanın istiflenmesi ve düzenli HukukPolitik raflarına yerleştirilmesini yapmaya çalışacağız, ihtiyacınız olduğunda erişmeniz kolay olsun diye.

Haydi başlayalım.

Şaşırdık mı?

Danıştay 10. Dairesi eski başkanı Yılmaz Akçil yeni AYM üyesi olarak Cumhurbaşkanı tarafından atandı. Akçil, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi ve İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin açılan iptal başvurularında ret kararı veren heyetteydi. İstanbul Sözleşmesi davasının duruşmasında da TİP Milletvekili Sera Kadıgil’e yaptığı “Cumhurbaşkanı şahsına yönelik sözler kullanmayın” uyarısı ile dikkat çekmişti. Baktığı davalarda verdiği kararların ve duruşmalarda yaptığı uyarıların yeni AYM üyesi olmasında bir etkisi var mıdır, bilinmez. Fakat Cumhurbaşkanı’nın, Danıştay’ın kendisine gönderdiği üç isim arasından Yılmaz Akçil’i seçmesine şaşırdık mı? Elbette hayır.

Hala mı ‘zillet ittifakı’?

Muammer Topal’ın yerine Yılmaz Akçil’in gelmesi, iktidarın hoşuna gitmeyen kararların çoğunda imzası bulunan  Zühtü Aslan ve Emin Kuz’un görev sürelerinin bu sene Nisan ve Mayıs ayında bitecek olması, AYM’de yeni bir “denge” tartışmasını başlattı.

Bahçeli tarafından “zillet ittifakı” Mehmet Uçum tarafından “malul olmuş yapı” olarak tanımlanan AYM’nin mevcut durumunu bir hatırlayalım:

15 kişiden oluşan mahkemenin Abdullah Gül tarafından atanmış dört üyesi kaldı: Başkan Zühtü Arslan, Başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan, üyeler Muhammed Emin Kuz ve Engin Yıldırım. Bu dört üye genelde birlikte hareket ediyor ve iktidarın hoşuna gitmeyen kararlara imza atıyor.

Yeni gelen üye Yılmaz Akçil ile beraber geri kalan 11 kişi, doğrudan Cumhurbaşkanı veya TBMM  (Cumhur İttifakı) tarafından atananlardan oluşuyor. (Başkanvekili Kadir Özkaya, üyeler Recai Akyel, Yusuf Şevki Hakyemez, Yıldız Seferinoğlu, Basri Bağcı, Selahaddin Menteş, İrfan Fidan, Rıdvan Güleç, Kenan Yaşar, Muhterem İnce, Yılmaz Akçil)

Zühtü Aslan ve Emin Kuz’un gidişi ile beraber yeni gelecek üyelerin de Cumhurbaşkanı tarafından atanacağını hesaba katarsak 2024 Mayıs ayında, AYM’nin 15 kişilik mevcut yapısında 13 kişinin doğrudan iktidar tarafından belirlendiği bir yapı ile karşılaşacağız.

Ne dersiniz? AYM’nin yeni yapısında da mahkemeye “zillet ittifakı” ya da “malul olmuş” yapı denmeye devam edilir mi?

Yeni üye Yılmaz Akçil’in and içme törenine bağlanalım ve sözü Zühtü Aslan’a bırakalım:

 

Altın madeni yaşamı ve sağlığı tehdit ediyor!

AYM, Erzincan İliç yakınlarında işletilen altın madeninin özel yaşamı ve sağlığı tehdit ettiği iddiası ile yapılan başvuruda, yurttaşı haklı bularak ihlal ve yeniden yargılama kararı verdi. Oybirliği ile alınan kararda şöyle denildi: “Yer verilen tespitler ışığında kamusal makamların olaya özenle yaklaşmadığı, olayda söz konusu olan kamusal ve bireysel menfaatleri gerektiği şekilde değerlendirmediği ve özel hayata saygı hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği değerlendirilmiştir. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.“. Mahkeme bu verdiği karar sonrası tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğuna da hükmetti. Kararın tam metnini okumak için tıklayınız. 

Yargıtay ve Danıştay hakimleri AYM üyeleriyle aynı hakka sahip olamaz

AYM, 11 Eylül’de verdiği ve Can Atalay/AYM-Yargıtay krizini tetikleyen sebeplerden birisi olduğu iddia edilen kararının gerekçesini açıkladı. Kararın konusu Yargıtay ve Danıştay üyelerine ek tazminat oranı veren yasal düzenleme.

AYM iptal kararının gerekçesinde; Yargıtay ve Danıştay üyelerinin “hakimlik teminatı” bakımından birinci derece hakim ve savcılar ile bir farkının olmadığını, ek tazminat ile oluşacak maaş farkının çalışma barışını bozacağını, bunun da hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu vurguladı.  Bir anlamda AYM, Yargıtay ve Danıştay’a  statü açısından birinci sınıf hakim ve savcılarla aynı olduğunu hatırlatmış oldu. İptal edilen yasanın amacı, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin “ek tazminat oranı”nı AYM üyeleriyle eşit hale getirmekti. Ancak iptal kararıyla Yargıtay ve Danıştay bir kez daha AYM’nin gerisine düştü.

Önemli bir noktadan bahsetmeden de bu faslı kapatmayalım. Karar iktidara yakın olduğu iddia edilen AYM üyelerinin çoğunluğu ile alındı, muhalif olduğu söylenen Zühtü Aslan ve Hasan Tahsin Gökcan ise karşı oy kullandı. Karşı oy kullananlar arasında bir de sürpriz isim var: İrfan Fidan. Kararın tam metnini okumak için tıklayınız. 

Kişilik ihlali sebebiyle erişim engeli yetkisine iptal

TBMM’de 2014 ve 2020 yıllarında kabul edilen düzenlemeyle 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun‘da bazı değişiklikler yapılmıştı. Bu değişikliklerden biri de “içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi” başlıklı 9. maddesiydi.

İlgili maddenin iptaline ilişkin CHP ve Tavşanlı Sulh Ceza Hakimliğinin başvurularını birleştiren AYM, yaptığı değerlendirme sonucunda maddeyi Anayasa’ya aykırı buldu. Söz konusu maddenin iptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe girecek.

Ayrıca bu kanunla BTK Başkanı’na Türk Ceza Kanunu’nda yer alan belli suçlarla ilgili “yeterli şüphe sebebi” bulunması halinde resen içeriğin çıkarılmasına veya erişimin engellenmesine karar verme ve karara uymayan ilgili içerik, yer ve erişim sağlayıcısına para cezası ve yetkilendirmesinin iptaline karar verme yetkisi tanınmıştı.

AYM kararında, BTK Başkanı’nın resen içerik çıkarma ve kararı yerine getirmeyenlere yaptırım uygulamasına ilişkin düzenlemeleri de Anayasa’ya aykırı bularak iptaline karar verdi. Gerekçesinde; idari bir makamın yapacağı suç tespitinin ve kararına uymayanlar hakkında idari para cezası uygulamasının masumiyet karinesini ihlal ettiğini belirtti.

Elbette, bu güzel bir karar. Fakat, “Neden 9 ay sonra yürürlüğe giriyor?” sorusunun da cevapsız bırakılmaması gerekiyor.  İfade Özgürlüğü Derneği’nin hazırladığı rapora göre;  2022 sonu itibarıyla 150 bin URL adresine, 9 bin 800 Twitter hesabına, 55 bin 500 tweete, 16 bin 585 YouTube videosuna, 12 bin Facebook içeriğine ve 11 bin 150 Instagram içeriğine erişim engellendi.

Aslında AYM, 2021’de verdiği Keskin pilot kararında bugün iptal edilen 9. Maddenin sınırlarının belirli olmadığını ve hak ihlali oluşturduğu tespitini yapmıştı. Aradan geçen 3 yıla rağmen bu belirsiz sınırlı maddeye dayanılarak binlerce hesaba erişim engeli geldi. Şimdi 9 ay daha beklenecek. Yerel seçim geçecek, aynı yasa maddesi belki bir kez daha meclis önüne gelecek. Sizce AYM kriterleri dikkate alınarak yeni bir düzenleme mi yapılacak? Bekleyip görelim. AYM’nin iptal kararının tam metnini okuma için tıklayınız. 

Can Atalay vekilliğini düşürülmesi/Bir acayip haller

AYM kararı,  Yargıtay’ın AYM kararını tanımaması, Bahçeli’nin mahkemeyi  “zillet ittifakı” olmakla suçlaması, AYM üyesinin sosyal medya hesabı üzerinden kararı tanımayan üyelere “fil ve karınca” hikayesi ile kıssadan hisse vermesi, Yargıtay’ın Pakistan örneği ile darbe ve AYM’yi yan yana getirmesi, Mehmet Uçum’un “Bak, hala HDP’yi kapatmadı, malul bir yapı bu, Anayasa değişikliği şart” minvalinde paylaşımlar yapması ve kararın Mecliste okunması ve Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi…Hızına, diline ve aklına yetişemediğimiz, gerçek üstü bir kriz yaşadık.

Arşivimizde bulunmaması eksiklik olur, TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın TBMM’de yaptığı konuşmayı hemen aşağıya bırakıyoruz.

Peki ama kararın okunması ve Can Atalay’ın vekilliğinin düşmesi ile kriz bitti mi? Elbette hayır. Öncelikli olarak Mecliste kesinleşmiş karar okunmadı çünkü AYM’nin ihlal tespiti sonrasında ortada kesinleşmiş bir karar olduğunu söylemek mümkün değil. Ayrıca Bozdağ’ın mecliste okuduğu Yargıtay’ın ‘AYM kararına uyulmasına yer olmadığı’na dair karardı. Daha önceki düşme kararlarında (Leyla Güven, Kadri Enis Berberoğlu, Musa Farisoğulları, Ömer Faruk Gergerlioğlu) mahkeme Adalet Bakanlığına, Bakanlık Cumhurbaşkanlığına oradan da TBMM’ye gelirdi. Bu sefer Yargıtay doğrudan Meclise gönderdi. Bozdağ’ın tarafsız olma yükümlülüğünü yerine getirmediğini söylemeye bile gerek yok.

Barış Akademisyenlerinin Bitmeyen Çilesi

Ne güzel, sorun çözülüyor, Barış Akademisyenleri görevlerine iade oluyor diye sevindik. Maalesef, durum öyle değilmiş.

Hepinizin bildiği gibi, 2019 AYM bir karar verdi ve Barış Akademisyenlerine yapılanın hak ihlali olduğunu tespit etti. Fakat bu karara rağmen OHAL Komisyonu, Barış Akademisyenlerine toplu ret verdi. Bunun üzerine idare mahkemelerine davalar açıldı. Bazı mahkemeler iade kararları verirken bazıları ise AYM kararını tanımayarak ret kararları verdi. Bu davalar itirazlarla Bölge İdare Mahkemelerine (BİM) gitti. Bu sefer BİM’in bazı daireleri iadeleri onayladı bazı daireleri ise iade kararlarını bozdu. Kararı bozan Daireler, AYM’nin yaptığı ihlal tespitinin ihraç edilmenin önünde engel oluşturmayacağını belirtti. Daha önce ilk derece mahkemelerinde çürütülen “Bese Hozat’tan talimatlar” iddiasını gerekçe olarak kullanıldı.

6 Şubat Depremini Unutma

6 Şubat depremleriyle ilgili şimdiye kadar 461 kişi hakkında dava açılmış. Ancak bu kişiler arasında tek bir kamu görevlisi bulunmuyor. Başlatılan soruşturmalar var ama bir yıl geçmesine rağmen hala mahkeme önüne sanık olarak çıkartılmış kamu görevlisi yok. DW Türkçe’nin haberine göre,  2 bin 622 şüpheli hakkında soruşturma başlatılmış, bu kapsamda 259 kişi tutuklanmış, 946 şüpheli hakkında da adli kontrol kararı alınmış; 190 iddianame hazırlanmış, bunlardan 154’ü kabul edilerek davaya dönüşmüş. Açılan davalarda  126’ü tutuklu olmak üzere 461 sanık yargılanıyor. 36 iddianame ise henüz mahkemeler tarafından değerlendirme aşamasında,  bu soruşturmalar kapsamında da 8’i tutuklu 55 şüpheli bulunuyor

Tazminat Komisyonları Geliyor

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç: “Tazminat komisyonu oluşturuyoruz. Vatandaş AYM’ye gitmeden önce Adalet Bakanlığı’ndaki bu komisyona başvuracak” şeklinde açıklama yaptı. Olağan dönemlerde bu işler için yasa değişikliği gerekli ve bunu da TBMM yapmıyor muydu? Ben mi yanlış hatırlıyorum?

Tazminat komisyonları demişken, AYM kararlarında verilen manevi tazminatların da enflasyon karşısında her geçen gün eridiği ve anlamını yitirdiğini söyleyelim. Konuya ilişkin paylaşımda bulunan Kerem Altıparmak şunları yazmış: “AYM tazminatı talebe bağlı olarak karara bağlıyor. Başvurucu 2018 Ocak ayında dolar kuru 3,83TL iken 5000TL manevi tazminat istemiş. 6 yıl sonra dolar 30,9 iken ‘taleple bağlı’ 5000TL’ye karar veriyor. 1300 dolar talep edip 160 dolar alıyorsunuz, adı da taleple bağlılık” oluyor.

Yetmez ama…

Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) İsrail’in Gazze işgaline dair verdiği karar Ocak ayının en önemli gündem maddesi oldu. Kararı belki yetersizdi -özellikle ateşkesin olmaması- ama şunu küçümsemeyelim: İlk defa İsrail’in istediği olmadı ve olan bitenin adının konması ve uluslararası gündeme taşınması boş suçlamalardan daha büyük bir anlam taşıyor.

UAD, kararında İsrail’e alacağı tedbirleri sunması için bir aylık mühlet vermişti. Bu sürenin sonucunda İsrail’in sunacağı rapor, tabi sunarsa, yeni bir değerlendirmenin konusu olacak. UAD’nin kararı her halükarda şiddet derecesinin düşürülmesi anlamı taşıyor ama İsrail’in karardan bugüne düşürdüğü bir şiddet henüz yok.

Yine de, çıkar ve denge odağından çıkarıp olayı hukuk gündemine taşıyan ve boş gösterişler yerine uluslararası hukuku zorlayan ve bu yolu mümkün kılan Güney Afrika’yı alkışlamak gerekir.

‘İnsanlık bir adım geriye gitti’: Nitrojen gazı ile ilk idam

Kenneth Eugene Smith, nitrojen gazı ile idam edilen (24.01.2024) ilk kişi oldu. Aslında bu idam yöntemi Kasım 2022’de Smith üzerinde denenmiş, fakat sonuç alınamamış. Smith’in avukatlarının aktardıklarına göre; infaz memurları Smith’i “ölüm odasına” taşımış, öldürücü seviyede kimyasal enjekte etmiş ancak başarısız olmuşlar. Çok sayıda denemeye ve kolunda açılan yaralara rağmen damar bulunamamış, saat geç olduğunda artık eyaletin ölüm yetkisinin de süresi dolmuş ve bu yüzden idam gerçekleşmemiş.

Smith’in iki yılı her gün idam yapılabilir korkusu ile geçmiş ve sürekli panik ataklar yaşamış. İdamdan önceki son sözleri de tarihe geçecek sözler: İnsanlık bir adım geriye gitti.

İran’da idamlara devam

İran’da Mahsi Amini protestolarına katılan 23 yaşındaki bir kişi ve İsrail’e casusluk yapmakla suçladıkları 4 kişi idam edildi. 2021 yılında İran’da idam edilen kişi sayısı 333’müş. 2022’deki idam sayıları bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 75’lik bir artışa denk gelirken, 2023 yılında idam edilen kişi sayısı toplam 582’yi bulmuş.

Halkın iradesi hukukun üstünlüğüne karşı

The Guardian’da Paul Taylor imzalı dikkat çekici bir yazı yayınlandı. Taylor yazısında; batı dünyasında son dönemlerde artan kutuplaşmaya, popülist politikacıların yüksek mahkemelerle karşı karşıya gelmesi ve ‘halkın iradesi”nin anayasanın, sözleşmelerin ve kuvvetler ayrılığın üstünde tutmasından kaynaklı yaşanan çatışmaların altını çiziyor. Taylor’un yazısında verdiği örnekleri şöyle:

Fransa’da Anayasa Konseyi, parlamento tarafından kabul edilen göçmenlik yasasının önemli kısımlarını iptal etti. Aşırı sağcı Marine Le Pen bunu, parlamentonun ve halkın iradesine karşı yapılmış bir “yasal darbe” olduğunu söyledi. İngiltere’de yayınlanan Daily Mail gazetesi, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma niyetini bildirmek için parlamentonun onayını alması gerektiğine karar veren hakimleri “halkın düşmanları” olarak damgaladı. Polanya’da demokratik olarak seçilmiş milliyetçi hükümet, yargıçları disipline edecek ve siyasi olarak kontrol edecek bir organ oluşturdu. Kendine yakın kişileri savcı ve hakim olarak atadı. Milliyetçi hükümetin yerine gelen AB yanlısı yeni hükümetin, seleflerinin yol açtığı hasarları tersine çevirme çabalarını eski hükümet yetkilileri, hukuk üstünlüğünü ihlal etmek olarak eleştirdi. ABD Yüksek Mahkemesinin önünde önemli sınavlar var: Trump yargılaması ve kongre binası işgali. 

Ayın şarkısı

Ayın şarkısı, her ne kadar benim beğeni alanımda olmasa da, Taylor Swift’ten geliyor. Swift, “Midnights” albümü ile dördünce kez Grammy’de “yılın albümü” ödülünü aldı ve aynı kategoride en çok ödül kazanan kişi olarak tarihe geçti.

Şubat ayının hukuk nabzı ile Mart’ın ilk haftasında görüşmek dileğiyle.